Yazı Detayı
22 Şubat 2020 - Cumartesi 17:12
 
ŞARÊ İLE ŞİVAN EFSANESİ VE AKDAĞ
NEBİ BUTASIM
butasimnebi@gmail.com
 
 

Merhaba; Bugün ilimizde ve çevre illerde bilinen bir hikaye ve bu hikayenin geçtiği yeri, yaptığım dağ gezisi eşliğinde anlatacağım...

Akdağ (Ko Spi) olarak bilinen ve Bingöl ile Elazığ sınırını belirleyen efsanevi dağ. Ko Spi/Akdağ, Genç ilçesine bağlı Servi beldesinin batı kısmında yer alan bir sıradağdır gerçekte. Ancak, sıradağın güneyinde kalan kısımları mor/kahverengi olup batı kısımda bulunan dağ barındırdığı beyazımsı mermer taşından dolayı kirli bir beyaz renkte görünür ve bu nedenle Akdağ/Ko Spi olarak adlandırılır. üzerine onlarca şiir, şarkı ve efsane olan Akdağ'a bir sonbahar başlangıcında tırmanmaya başladık. Tabi çok zorlu bir dağ yürüyüşü yapmak gerektiğini başlarken anlamamıştık. 

Sabahın ilk ışıklarında dağın hemen eteğindeki köyde arabamızı bırakıp yavaş yavaş tırmanışa geçtik. köyün hemen içinden ardımız sıra, keçileri otlatmaya, vadiye doğru götüren iki küçük çoban ile karşılaştık. O anda fotoğraf çekmeyi akıl edemedim ama 8-10 yaşlarında olan bir kız bir erkek çocuğu idi bunlar. Kız, sürünün önünde erkek ise arkasında, sürüyü yavaşça sürüyorlardı. Sabahın o serinliğinde bir dağ köyünde sanki tarihin içinden Şaré ile Şivan çıkagelmişti. Anlatılmaz hisler ile rehberimiz MahsumBey eşliğinde usulca yukarı doğru tırmanmaya başladık. Yürüyüşün daha ilk başlangıcında rehberimiz Mahsum Bey taşlara dikkatimi çekti. Gerçekten yerde parçalar halinde çok ilginç taş parçaları vardı. Rengarenk olan bu taşların kimi mor, kimi pembe, kim turkuvaz'a çalan renklerdeydi. Mahsum Bey hobi amaçlı güzel olanları topluyor ve bunları daha sonra işleyeceğini söylüyordu. Kendime göre çok da iyi bir taş parçası bulamadığımı söylemeliyim.

Derken tırmanış daha çok dikey bir tırmanışa döndü. Antrenmansız vücudumuzun alışık olmadığı bir zorlukla tırmanmaya devam ettik. Bir düzlükte mola verdik. Tabi heybelerimizde bulunan atıştırmalık yiyecekleri çıkardık. Belliydi uzun dağ yolculuklarına alışık değildik, Mahsum Bey güldü, bu tür unlu mamüller burada daha kötü eder seni, hem susatır hem de zorlar dedi. Çantasından çıkardığı çerez, çikolata ve şekerlemeleri gösterdi. İşte buralarda bunlar gider dedi. Hadi biraz oradan biraz buradan derken tekrar yola koyulduk. Bir yükseltiden sonra sol tarafımızda meşhur ayı ormanı göründü. Meşe ormanlarından oluşan bu alanda ayıların bol olduğu söylenir.  Bölgede bir inanış vardır. bu yükseltiden sonra avlanmaya gelen avcıların tüfekleri ateş almazmış. Bunu da buranın artık kutsal sınırlar içinde olmasına bağlıyorlar. Buradan itibaren dağın beyazlığının nedeni olan mermer taşlar yoğun olarak bulunuyor. Eğer çok iyi bir ayakkabınız yoksa burada ayaklarınız çok kötü olacak demektir. Ayağımda bulunan yeni arazi ayakkabısının bir çok yeri keskin mermer taşlarından dolayı parçalanmıştı bile..

Dağın en dikey kısmı burasıdır artık. Yürümek kolayda, ayaklarınıza laf dinletmeniz zordur. herhangi bir yeri bir dağcının tırmandığı gibi tırmanmıyorsunuz ama gel gör ki insanda adım atacak mecal kalmıyor. Rehberimiz Mahsum Bey tıpkı bir dağ ceylanı gibi seke seke gidiyor kimi zaman oturup Zazaca kendi bestelediği şarkıları söylüyordu. Ko Spinin zirvelerinden esen rüzgar Mahsun Beyin şarkısına melodik eşlikler ediyordu. 

Telefonlar çekiyordu ama biz daha çok manzara çekme peşindeydik. Aslında elimdeki fotoğraf makinesi artık taşınması zor bir yüke dönmüştü. Objektif tam yerleşmemiş ne çektiğimi de artık umursamaz olmuştum. Dağ yürüyüşünde olduğumuzu bilen bazı dostlarımız telefonla arayıp oranın çok zor olduğunu zirveye çıkamayacağımızı söyleyince, bu bizi daha bir kamçıladı. Son bir gayret ile Akdağ'ın kadim efsanelerinin geçtiği zirvenin son basamağına ulaştık. 

Heyecanlıydı. Tam tepemde rehberimiz durmuş ellerini açmış heyecanlı heyecanlı bir şeyler söylüyordu ama yorgunluk ve rüzgarın sesinden dolayı bir şey duyamıyordum. Sonunda yetiştim. 

Evet zirvedeydik. Genç ilçesi, meşhur Sosın Kalesi, Elazığ Kelaxsi tarafları, Palu dağları, Gerındar dağları  ve Tavz'ın meşhur taht dedikleri dağın zirveleri ile sanki birlikte uçuyormuşuz hissi ile bizi selamlıyordu. Garip bir hisse büründüm. Bin yılların efsanelerinin geçtiği yerin tam zirvesindeydik. Bir zamanlar Elazığ ve Genç taraflarından gelen insanlar bu dağın zirvesine gelip dualar edip kurbanlar kesip gitmişler. Artık pek de misafiri yok buraların. Elazığ tarafından gelenlerin yaptıkları patika yol da oldukça harap olmuş taşlar her yeri kapatmıştı. zirvenin bulunduğumuz noktasında Şaré ile Şivan'a ait olduğu söylenen yıkıntı halindeki cami vardı. Cami olup olmadığını çok kestiremedim. iki bölümden oluşan yıkıntı bir metreye kadar ayaktaydı. Ama çoğu sonradan yeniden düzenlenmişti. 

Bir araştırmacı gözüyle göz gezdirdim. Harcı, Mısır İmparatorluk döneminden beri kullanılan Türkiye'de Horasan harcı denilen harçtı. Yapının ana malzemesini oluşturan düzgün kesme taşlar da dağa ait taşlar değildi. Aşağıdan veya başka yerlerden getirildiği belli olan kesme kahverengi küfeki taş denilen taştı. Evet tarihi bir yer olduğu belli idi ama ne zamana ait?

Burada biraz soluklandıktan sonra Akdağ'ın batıya doğru devam eden sırtından devam ettik. biraz sonra köylülerin ve buraya gelen ziyaretçilerin oluşturduğu veya daha eskiden yapılmış, iki iç içe daire şeklinde  taş yığınlarını gördük. Rehberimiz buranın Şaré ve Şivan'a ait mezarlar olduğunu söyledi. Yöre halkı buna inanıyor. Bu arada rehberimizin bir mezar hakkında yaptığı yorum da çok ilginçti; taşlar iki daire oluşturacak şekilde iç içeydi. Rehberimize göre bu Şaré'nin mezarıydı. Yani bayan olanın bu şekilde iç içe iki daire olmasının sebebi de kadına verilen değerin yani daha çok korunması gerektiğinin göstergesiydi. Kimbilir? buna benzer mezarların eski çağlardan beri var olduğunu söylemedim. belki buna benzer çok daha güzel yorumlarını duymak için. Burada durup tüm coğrafyayı yukarıdan seyrettim. Bingöl'ün tüm zirvelerinde bu tür mezar anıtları ve ziyayertgahlar var sanki dört bir yandan şehri kuşatmışlar da gözlüyorlar hissine kapıldım. Bunlardan biri de bu iki güzel yürekli kardeşti; Şaré ile Şivan:

Derler ki;

Diyarbakır taraflarında büyük bir ağa yaşarmış. Bu ağanın iki kardeş çobanı varmış. Bu iki kardeş ki birinin adı Şaré (Şarık) diğerinin adı ise Şivan (Sivan) imiş. Bunlar her gün sürüyü otlatmaya götürür, akşam olunca getirirmiş. Kendi hallerinde bu iki kardeşin kimi kimsesi yokmuş. Çalışkan iki kardeş sürüye çok iyi bakarlarmış. Günün birinde ağanın eşi, ağayı çağırmış ve demiş ki:

- Ağa bu keçilerin sütünden Akdağ'ın otlarının kokusu geliyor. Bu otların burada olması imkansız. Bu sürünün de Akdağ'a gitmesi akşam dönmesi imkansız.

Ağa

- Hanım bir yanlışın vardır karıştırmış olmayasın demiş..

Bir kaç gün kadın bu şekilde ısrar edince ağa da bir gün gizliden sürüyü takip etmiş... Akdağ'ın eteklerine gelince birden bire Şaré ile Şivan ve tüm sürü arı olmuş ve Akdağ'a doğru uçmuşlar. Ağa hayretten konuşamamış. Bir süre orada kalmış sonra akşama kadar kalmaya karar vermiş. Derken akşama doğru dağdan arılar inmiş ve hepsi eski hallerine dönmüşler. Ağa gizlendiği yerden çıkmış ve iki kardeşe görünmüş.. Sormuş bu neyin nesidir diye onlar da sanki bir şey olmamış gibi. Her zaman bu şekilde olduklarını ve işin sırrını da bilmediklerini söylemişler. Sonra Hak Teala'dan ikisi birden tekrar arı olmuş ve sırra kadem basmışlar. Ağa da sürüyü önüne katıp köye doğru yollanmış. O günden sonra bu dağ ziyaretgah olmuş. Dağın başındaki yapıyı da iki kardeş ibadethane olarak ta aşağıdan su çekerek yapmışlar. 

Bu yüksekliğe aşağıdan su çekip bunu yapmak çok zor bir iş. Ancak dağın eteğinde çok ilginç bir su var hem Bingöl tarafında hem Elazığ tarafından gürül gürül akan birer kaynak var. Bir kaynağın önü kapatılırsa diğer kaynağın suyu çoğalmaya başlıyor. Köylüler Remostor Kaynak diyorlar buraya, ayarlanabilir anlamında bir şey. Bazen suyu azalan köylüler diğer taraftaki suyun önünü geceden gizlice kapatıp kendi sularını çoğaltıyorlarmış. Kaynaklar öyle birbirlerine yakın da değil kilometrelerce mesafe var aralarında...

Bu cami ile ilgili bir diğer hikayede şöyledir:

Dört büyük alim/pir dağın tepesinde bir cami yapmaya karar vermişler. Ancak suyu dağın eteklerinden taşımak için üzüm sepeti kullanmak zorunda olduklarını söylemişler birbirlerine. Bölgeyi bilen bilir, Servi bölgesinde üzüm bağları meşhurdur. Buralarda üzüm pekmezleri yapılır. İşte bu üzüm sepetleri ile Akdağ'ın tepesine su taşımaya karar vermişler. Dağın zirvesinde kimin sepetinde su kalırsa büyük Pir o olacakmış. Derken sepetlerini suya daldırıp Bismillah diyerek yola koyulmuşlar. Zirveye vardıklarında birinini sepetinde ağzına kadar su varmış diğer üçünün sepeti boşmuş. Böylelikle sepeti dolu olan pir onlara lider olmuş ve dağa, suyu bu sepetiyle kendisi taşıyıp camiyi yapmış..

Bu manevi havayla burada biraz dinlendikten sonra batı yönünde Ejderha Çukuru (Çalé Ejderha) denilen yere doğru inmeye başladık. çıkış ne kadar zor idi ise iniş de o denli zordur. özellikle ayaklarımızın altından kayan taşlar bizi yokuş aşağı kayalıklara doğru savuruyordu. Ejderha Çukuru dedikleri yer bir ejderhanın düşüp öldüğüne inanılan yerdir. yukarıdan bakınca gerçekten de bir ejderhanın başı, boynu, gövdesi ve kuyruğu gibi şekiller görünüyor. Hatta gövdenin alt kısmını oluşturan yükselti eğimli bir şekilde aşağı doğru iniyor ve buradan inen sular sanki ayakları oluşturan yarıklara dönüyor gibidir. Rehber bazı bilimsel açıklamalar ile olayı anlatmaya çalıştı. Buranın aslında çok eskiden aktif bir volkan dağı olduğunu belki de bir ateş parçasının dağdan fırlayıp yere doğru indiğini ve köylülerin de bu nedenle bunu ejderhaya benzettiğini söyledi. Aklıma çok eskiden yaşlı birinden dinlediğim hikaye geldi. Gündüz vaktinde gökten, ateşler saçan bir ejderhanın indiğini ve meleklerin zincirlerle onu yukarı çekmeye çalıştığını hatta bir kaç zincirin kırıldığını ancak daha sonra yukarı çekildiğini anlatan bir hikaye. Tam da bu dağın kuzeybatı yönündeki köylerden bir köyde olmuştu olay Palu ile Gerındar dağları yönünde. Rehbere anlattım hikayeyi kim bilir kadim zamanların meseleleri... 

Ejderha çukurundan sonra vadiyi takip etmeye başladık. Zazalar buraya "La Xaç" diyorlar. Yani Haç Deresi, eskiden Ermeniler burada varmış ondan dolayı bu ismi almış. soğuk suların geçtiği derin bir vadiyi takip ediyorduk. az sonra bir dere ile kesişti bu derenin de ismi "La Kubad" idi. Kubad köyü bu derenin yukarısında kalıyordu. hemen güneyinde yine terk edilmiş bir köy olan Alaaddin (Aldun) köyü bulunuyordu. Kaynaklarda geçmese de köylüler bu köylerin kurucusunun Selçuklu Sultanı Sultan Alaaddin  olduğuna inanıyorlar. Hatta burada yaşadığı bir efsaneyi bile anlatıyorlar. Sultan Alaaddin efsanesi başka bir zamana kalsın da köylüler, Sultan Alaaddin'in buradan Malatya'ya doğru ilerlediğini söylüyorlar.. La Xaç'ı (Haç Deresi) geçtikten sonra kayalardan oyulmuş ilginç bir su kanalı boyunca yürümeye devam ettik yer yer belli olan su kanalı oldukça geniş yapılmış kimi yerde taşlarda düzenlenmiş kimi zaman da kayalara oyularak yapılmış. oldukça güzel ve düzgün bir ustalık eseri olarak görülüyordu. Ancak son dönemde köylüler, tarlalarına ulaşmak için buralara iş makinelerini sokmuşlar ve doğallığı neredeyse tamamen yitmek üzere. 

Akşam ezanı ile birlikte Köye ulaştık. Araçlarımıza binip Servi merkeze oradan da Bingöl'e geri geldik. Çok zor ve zahmetli bir yürüyüş olmuştu ama değmişti. Ölmeden önce bir Bingöllü olarak efsanelerde, ki bir çoğunu anlatmadım, adı geçen Akdağ'a Şaré ile Şivan'ın camisine gitmiştim. Rehberimizle bir sonraki yıl daha programlı bir şekilde gitmek için sözleştik.........

Şaré'ye Ait Olduğu Söylenen Mezar (Foto: Mahsun Dinç)

 

GÖRMENİZ DİLEĞİYLE..

Başvurulacak Kişi ve Kaynaklar;

1- Recai Bazancir, Bingöl Efsaneleri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi

2- Hidayet Samuk, Servi Bölgesi Folklorü, Bingöl Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi

3- Mahsum Dinç, Servi, Araştırmacı-Şair.

 
Etiketler: ŞARÊ, İLE, ŞİVAN, EFSANESİ, VE, AKDAĞ,
Yorumlar
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Anketler
Bingöl Belediye'sini Başarılı Buluyormusunuz ?
Anketler
Derneğimizin Çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz ?
Anketler
Sitemizi Nasıl Buldunuz.
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
13
0
0
1
4
5
2
Fenerbahçe
11
0
0
2
3
5
3
Fatih Karagümrük
8
0
1
2
2
5
4
Antalyaspor
8
0
1
2
2
5
5
Hatayspor
7
0
1
1
2
4
6
Kasımpaşa
7
0
2
1
2
5
7
Sivasspor
7
0
1
1
2
4
8
Galatasaray
7
0
2
1
2
5
9
BB Erzurumspor
7
0
1
1
2
4
10
Kayserispor
6
0
3
0
2
5
11
Konyaspor
6
0
0
3
1
4
12
Göztepe
6
0
1
3
1
5
13
Çaykur Rizespor
5
0
2
2
1
5
14
Trabzonspor
5
0
2
2
1
5
15
Yeni Malatyaspor
5
0
2
2
1
5
16
Denizlispor
5
0
2
2
1
5
17
Başakşehir FK
4
0
3
1
1
5
18
Gençlerbirliği
4
0
2
1
1
4
19
Beşiktaş
4
0
2
1
1
4
20
Gaziantep FK
4
0
1
4
0
5
21
MKE Ankaragücü
1
0
3
1
0
4
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

,